Politik psikoloji alanının önemli isimlerinden Robert Jervis, uluslararası politikada önemli olan şeyin gönderilenden çok karşı tarafın aldığı mesaj olduğunu söyler. Yani ne söylediğiniz değil bundan ne anlaşıldığı önemlidir. Devletler de tıpkı insanlar gibi kendi davranışlarını savunmacı ve haklı olarak görürken, karşı tarafın haksız ve saldırgan olduğunu düşünürler. Bu bakımdan silahlanma ve askeri güç kapasitesini artırma arzusu özünde varlığını koruma eğiliminden gelir. Yani silahlanmanın hedefi aslında karşı tarafı caydırmaktır. Ancak karşı tarafın bunu bir saldırganlık olarak okuması da mümkündür ve bu durum başka bir güvenlik ikileminin kaynağına dönüşür. Güvende olmak için girişilen silahlanma arzusu karşı tarafı tetiklerse başlayan rekabet, herkesin güvenlik üretmeye çalıştığı güvensiz bir sistem haline gelebilir. Buna “caydırıcılık enflasyonu” demek de mümkündür.
Tıpkı para gibi askeri güç kullanımı ve tehdit de aşırı kullanım nedeniyle şimdilerde psikolojik bir değer kaybına uğramış durumda. Kırmızı çizgiler, masaya yayılan tüm seçenekler, ağır yaptırımlar, askeri operasyonlar artık caydırıcılık sağlamıyor. Korkular artık daha yönetilebilir halde. Büyük güçler açısından caydırıcılık ilkesi birbirlerine karşı işlevsel olsa da bölgesel aktörleri durduramıyor. Lakin bu durum birbirlerine karşı kullanmaktan imtina ettikleri son seçeneklerin masaya sürülmesi ihtimalini de yaratıyor olabilir. Bu da sistemin küçük aktörleri için hayra alamet değil.